AVŞAR HUKUK BÜROSU

ÇEVRE VE İMAR HUKUKU

ÇEVRE ve İMAR HUKUKU

ÇEVRE HUKUKU:

Çevre hukuku, Anayasa, Uluslararası Sözleşmeler ve ilgili Yasal mevzuat kapsamında üzerinde hassasiyet gösterilen çevrenin korunması amacını taşıyan tüm hukuk normlarını kapsayan bir hukuk alanıdır. Özellikle Sanayi Devrimi ile birlikte gelişen teknoloji ve buna bağlı olarak yaşanan hızlı sanayileşme, sanayi atıklarının çevre üzerindeki olumsuz etkileri, küresel ısınma, kuraklık, iklim değişikliği, içme suyu kaynaklarının azalması devletleri yasal düzenlemeler yapmak suretiyle çevrenin korunmasına ilişkin önlemleri almaya yöneltmiştir.

Ülkemizde de 1982 Anayasası’nın 56. maddesinde; “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevrenin kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşın ödevidir” hükmüne yer verilmiş ve 09.08.1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu ve akabinde bu kanununa dayalı birçok yönetmelik, genelge ve tebliğ yayınlanmıştır.

2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 3. maddesine göre çevre hukukuna hakim olan temel ilkeler; “kirleten öder”, “ihtiyat”, “entegrasyon”, “katılım” ve “önleme” ilkesidir. Çevre hukukunun önleme ilkesi dâhilinde ele alınması gereken ve çevre korumanın önemli bir aracı olan, temelini Anayasanın 56. maddesinden alan, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sistemi, Türk Hukukuna 1983 yılında Çevre Kanunu ile girmiştir. Ancak, Kanun’ da yer almasına karşın uygulamaya aktarılması ilk defa 1993 yılında yayımlanan ÇED Yönetmeliği ile olmuştur. Bu Yönetmelik, değişen ve gelişen çevre koşullarının ve Türkiye’nin AB müktesebatına uyum sürecinin de etkisiyle 7 kez değişikliğe uğramış nihayetinde konuyla ilgili son Yönetmelik, 25.11.2014 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. ÇED Raporu ve/veya Proje Tanıtım Dosyasında taahhüt edilen hususlara uyulmama ve/veya verilen yasal sürede eksikliklerin giderilmemesinin yatırımı durduracağı nazara alındığında çevre hukuku kapsamında ÇED sürecinin önemi büyüktür.

İMAR HUKUKU:

İmar, belediye sınırlarının içinde ve dışında yapılaşmaya ve yerleşmeye konu olan yerlerin belirli bir plan çerçevesinde bayındır hale gelmesini anlatır. Bu kapsamda şehirlerin kurulması, düzenlenmesi, güzelleştirilmesi gibi konular imar alanında birtakım yasal düzenlemeleri ve planlamaları gerektirmiştir.

İmar Hukuku “disiplinler arası” bir hukuk dalıdır ve sadece diğer hukuk dallarıyla değil, hukuk dışındaki bilim dallarıyla da ilişkilidir. Bu bağlamda İmar Hukuku, ekoloji, ekonomi, doğa bilimleri, teknik bilimler, felsefe, sosyoloji, politika gibi bilim dallarıyla da doğrudan ya da dolaylı ilişki içerisindedir.

İmar Hukukunun en temel yasal kaynağı 3194 sayılı İmar Kanunu’dur. Bunun yanı sıra; 5403 Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu, 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu, 6107 sayılı İller Bankası Kanunu, 775 sayılı Gecekondu Kanunu, 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun, 3621 sayılı Kıyı Kanunu, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 6831 sayılı Orman Kanunu, İmar Mevzuatı ile ilgili çok sayıda yönetmelik de İmar Hukuku kapsamı içinde yer almaktadır

İmar Kanunun amacı, 3194 sayılı Kanun’un 1.maddesinde; “Yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun oluşumunu sağlamak” şeklinde belirlenmiştir. İmar Hukukunda planlamanın başlangıç noktasını ise arazi oluşturmaktadır.  Bu yönüyle imar hukuku, yeni arazi oluşması, taşınmaz mülkiyetinin kapsamı, sınırları, kısıtlamaları, toprak üzerindeki ayni hakların mülkiyet hakkı, intifa hakkı, bu hakların kurulmasına, kazanılmasına, devredilmesine, kaybedilmesine ilişkin kurallar, toprağın ekonomik fonksiyon ve özgüleme (tahsis) durumuna ilişkin kurallar kapsamında toprak hukuku ile de yakından ilişkilidir.
 
İmar Hukukunun temelini oluşturan ve bir şehirde gelecekte yer alacak nüfusun, çalışma, barınma, taşıma ve eğlenme ihtiyaçlarına cevap verecek tesislerin yapılacağı arazinin kullanılış biçimleriyle bölgelerini gösterir, objektif, açık, genel ve uyulması mecburi hukuksal belgeler ve bir anlamda da ileri görüş olarak tanımlanabilecek imar planları, plan kademeleri bakımından; Ülke (Sosyo-Ekonomik ve Fiziksel) Plan, Bölge Planı, Metropoliten İmar Planı, Çevre Düzeni Planı, Nâzım İmar Planı, Uygulama İmar Planı olarak, amaçları bakımından ise; Koruma Amaçlı İmar Planı, Turizm Amaçlı İmar Planı, Orman Alanlarında İmar Planı, Kıyılarda İmar Planı, Köy Yerleşme Planı, Toplu Konut Alanlarında İmar Planı, Islah İmar Planı, Revizyon İmar Planı, İlave İmar Planı, Mevzi İmar Planı, Ulaşım Planı, İmar Parselasyon Planı şeklinde kategorize edilebilmektedir.

İmar planları hukuksal nitelik bakımından düzenleyici işlem (acte règle) karakteri taşırlar. Bu planlar, herhangi bir kanun, tüzük ya da yönetmelik gibi, kişisel olmayan soyut ve zorunlu bir objektif hukuk kuralı niteliğindedir. İmar planlarının İmar Kanunu’nun 16. maddesi gereği kendi içerisinde bir kademelenmeye / plan hiyerarşisine tabii olduğu söylenebilmektedir.

İmar planlamasının araçlarından biri olarak kamulaştırma, 1982 Anayasası’nın 42. maddesinde ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında özel mülkiyeti kamu gücü karşısında koruma ve “kamu yararı” düşüncesi ile düzenleme alanı bulmuştur.  Buna göre kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmazların, kaynakların ve irtifak haklarının bedeli peşin veya bazı hallerde taksitle ödenmek kaydıyla belirli esas ve usuller çerçevesinde anlaşarak ya da zorla alınmasına kamulaştırma (istimlâk) denilmektedir. İmar planlarının kamulaştırma işleminin sebep unsurunu oluşturan kamu yararı kararı yerine geçmesi iki alan arasındaki yakın ilişkiyi ortaya koymaktadır.

İmar ve çevre hukuku kapsamında tesis edilen işlemler, kamu yararına yönelik olarak kamu gücünün kullanılmasına dayanmaktadır. Sosyal, demokratik bir hukuk devletinde bu sorunların çözümü büyük ve önemli bir planlamayı gerektirir. Bu noktada tesis edilen işlemler, idare hukukunu ilgilendiren işlemlerdir. Bu yönüyle Çevre ve İmar Hukuku, idare hukukuna bağlı olarak vardır ve büyük ölçüde bu hukuk dalının kural ve araçlarından yararlanmaktadır.


SORU CEVAP

captchaImg