AVŞAR HUKUK BÜROSU

D4D E. 2014/3670-K. 2015/678

T.C.
DANIŞTAY
4. DAİRE
E. 2014/3670
K. 2015/678
T. 4.3.2015
• VERGİ İNCELEME RAPORLARI UYARINCA YAPILAN TARHİYATIN İPTALİ İSTEMİ ( Anayasa Mahkemesince İnceleme Tarihi İtibarıyla Olayda Kanuni Bir Belirsizlik Bulunmayıp Maddi Olayın Tanımlanmasında Belirsizlik Olduğu - Dolayısıyla İhlalin Sorumluluğa Etkili Olmadığı Sonucuna Varıldığı/Karar Düzeltme İsteminin Reddi Gerektiği )
• VERGİNİN KANUNİLİĞİ ( Anayasa Mahkemesi Kararının Düzeltilmesi İstenen Danıştay Dördüncü Daire Kararının Bu Kapsamda Yeniden Değerlendirilerek Anayasa Mahkemesi'nin Mezkur Kararı Çerçevesinde Yorumlanarak Yeniden Bir Karar Verilmesini Gerektiren Bir Hukuki Durum Oluşturmadığı )
• KANUNİ BELİRSİZLİK ( Vergi İnceleme Raporları Uyarınca Yapılan Tarhiyatın İptali - Anayasa Mahkemesince İnceleme Tarihi İtibarıyla Olayda Kanuni Bir Belirsizlik Bulunmayıp Maddi Olayın Tanımlanmasında Belirsizlik Olduğu/Karar Düzeltme İsteminin Reddi Gerektiği )
• KARAR DÜZELTME ( 2577 S. İYUK'nun 54. Md. Hükmünde Danıştay Tarafından Verilen Yargısal Kararlar Hakkında Bu Maddede Yazılı Sebeplerle Kararın Düzeltilmesinin İstenebileceği - Karar Düzeltme Dilekçesinde İleri Sürülen İddiaların Kanunda Belirtilen Hallerden Hiçbirine Uymadığı )
2577/m.54
ÖZET : Dava, davacı bankanın çalışanları adına, Türkiye İş Bankası Anonim Şirketi Mensupları Munzam Sosyal Güvenlik ve Yardımlaşma Sandığı Vakfı'na yatırılan banka katılım payı üzerinden vergi kesintisi yapılması gerektiği halde bu kesintinin yapılmadığının vergi tekniği raporuyla tespiti üzerine düzenlenen vergi inceleme raporları uyarınca yapılan tarhiyata karşı açılmıştır. Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru üzerine yapılan yargılama mülkiyet hakkının ihlal edilip edilmediği noktasında olup idari yargı merciince incelenecek husus ise, İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde açıklanan idari eylem veya işlemlerden dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal ya da tam yargı davaları üzerine davaya konu işlem veya eylemin hukuka uygun olup olmadığının incelenmesi olduğu, dolayısıyla uyuşmazlık konusu vergisel işlemin hukuka uygun olup olmadığına dair bulunduğu, diğer yandan aynı kararda; ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığına da karar verilerek; Anayasanın 73. maddesinin 3. fıkrasında yer alan verginin kanuniliği ilkesi gereği kanuni düzende sağlanması gereken öngörülebilirliğin sağlanmadığı sonucuna varıldığı gerekçesine yer verildiği, değinilen kararın; düzeltilmesi istenen Danıştay Dördüncü Daire kararının bu kapsamda yeniden değerlendirilerek Anayasa Mahkemesi'nin mezkur kararı çerçevesinde yorumlanarak yeniden bir karar verilmesini gerektiren bir hukuki durum oluşturmadığı, inceleme tarihi itibarıyla olayda Kanuni bir belirsizlik bulunmayıp maddi olayın tanımlanmasında belirsizlik olduğu, dolayısıyla ihlalin sorumluluğa etkili olmadığı sonucuna varılmıştır. 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesinde, Danıştay tarafından verilen yargısal kararlar hakkında, bu maddede yazılı sebeplerle kararın düzeltilmesinin istenebileceği belirtilmektedir. Karar düzeltme dilekçesinde ileri sürülen iddialar, Kanunda belirtilen hallerden hiçbirine uymamaktadır.
İstemin Özeti : Danıştay Dördüncü Dairesinin 24.12.2013 tarihli ve E:2013/9144, K:2013/10479 Sayılı kararının, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.
Savunmanın Özeti: Cevap verilmemiştir.
Tetkik Hakimi Düşüncesi: Davacı kurum hakkında yapılan inceleme sonucu düzenlenen vergi tekniği raporundaki tespitler dayanak alınarak düzenlenmiş olan vergi inceleme raporları uyarınca, farklı dönemler ve şubeler için aynı özellikteki maddi olay ve hukuki nedene dayalı olarak yapılan tarhiyata dair olarak açılan davalardan biri hakkında, Vergi Mahkemesince verilmiş ve Bölge İdare Mahkemesi kararıyla kesinleşmiş olan karar üzerine Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru sonucu; Anayasa Mahkemesi'nin 21.2.2015 tarih ve 29274 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 12.11.2014 tarihli ve B.N:2014/6192 Sayılı kararıyla; "yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı, tarhiyat hakkında mülkiyet hakkı ihlali ve tahsil edilen tutarın faiziyle birlikte tazminat olarak başvurucuya ödenmesine" karar verildiğinden, karar düzeltme isteminin kabul edilerek düzeltilmesi istenen Daire kararı kaldırıldıktan sonra Vergi Mahkemesi kararının sözü edilen Anayasa Mahkemesi kararı dikkate alınarak yeniden bir karar verilmek üzere bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince duruşma yapılmasına gerek görülmeyerek; davacı bankanın çalışanları adına, Türkiye İş Bankası Anonim Şirketi Mensupları Munzam Sosyal Güvenlik ve Yardımlaşma Sandığı Vakfı'na yatırılan banka katılım payı üzerinden vergi kesintisi yapılması gerektiği halde bu kesintinin yapılmadığının 23.11.2012 tarihli vergi tekniği raporuyla tespiti üzerine düzenlenen vergi inceleme raporları uyarınca yapılan tarhiyata karşı açılan davada verilen kararın kesinleşmesi üzerine davacı tarafından mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği ileri sürülerek yapılan başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi'nin 21.2.2015 tarih ve 29274 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 12.11.2014 tarihli ve B.N.2014/6192 Sayılı kararıyla; "... Bankanın değişik şubeleri için aynı somut olaya dayalı olarak açılan davalarda, 193 Sayılı Kanunun 61. maddesi çerçevesinde katkı payı ödemelerinin ücret olup olmadığı hususunun ayrıntılı bir şekilde ve tüm yönleriyle tartışıldığı ve gerek bölge idare mahkemelerinin çoğu ve gerekse Danıştayın Üçüncü ve Dördüncü Dairelerince bu ödemelerin ücret olarak vergilendirilmesi gerektiği sonucuna varıldığı görülmektedir. Hukuk kurallarının yorumlanması yetkisi derece mahkemelerine ait olduğundan söz konusu ödemelerin ücret olarak kabulü gerektiği sonucuna varılmakla birlikte, Anayasa Mahkemesince öncelikle ilgili derece mahkemelerinin kararlarında, uyuşmazlık konusu vergilere dair vergilendirme dönemi olan 2007 yılında Banka katkı payı ödemelerinin ücret olarak kabul edilerek vergilendirilmesi gerektiği yönündeki değerlendirmelere esas alınan kanun hükümlerinin, müdahalenin kanun tarafından öngörülmüş olması koşulu bakımından değerlendirilmesi gerekmektedir. Başvuru dosyası içeriğinden ve Bakanlık görüş yazısından; 2012 yılı öncesinde munzam sandıklara ödenen banka katkı paylarının ücret olarak değerlendirilerek vergilendirilmelerine dair idari bir düzenleme ya da uygulama olmadığı, dolayısıyla başvuru konusu olaya benzer olayların yargıya intikal etmediği ve yargısal bir içtihadın bulunmadığı, vergi tekniği raporunda zikredilen Danıştay içtihatlarının doğrudan bu konuyla ilgili olmadığı, 1974 yılında kurulan ve halen faaliyetlerine devam etmekte olan Vakfa, Bankanın çok sayıda şubesince katkı payı ödemesi yapılmış olmasına ve defalarca vergi denetimi yapılmasına rağmen bu hususun daha önceden dile getirilmediği, katkı payı ödemelerinin ücret olarak değerlendirilmesi ve vergiye tabi tutulmasına dair uygulamanın 2012 yılında yapılan vergi incelemesi sonucu düzenlenen vergi tekniği raporuna istinaden başlatıldığı ve bu yöndeki içtihadın, bu inceleme üzerine tarhedilen vergilere karşı açılan davalar dolayısıyla Danıştayın 2013 tarihli kararlarıyla ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Öngörülebilirliğin ancak 2013 tarihli Danıştay Daire kararlarıyla söz konusu olduğunun anlaşılması karşısında başvuru konusu vergilendirme işleminin dair olduğu vergilendirme dönemi itibariyle, Anayasa'nın 73. maddesinin 3. fıkrasında yer alan verginin kanuniliği ilkesi gereği kanuni düzeyde sağlanması gereken öngörülebilirliğin sağlanamadığı, kanun hükümlerindeki öngörülemezliğin kanun altı idari uygulamalar ve düzenlemeler veya yargısal içtihatlarla giderilemediği, bu durumda başvurucu tarafından 2007 yılında Vakfa ödenen katkı paylarının ücret sayılarak vergilendirilmesine dair işlemlerin, öngörülebilir kanuni dayanağının bulunmadığı anlaşıldığından, vergi asılları bakımından varılan sonuç dolayısıyla vergi cezaları bakımından ayrıca değerlendirme yapılmasına gerek görülmeyerek, Vakfa yaptığı katkı payı ödemeleri üzerinden vergi ve ceza tahsil edilmesi sebebiyle başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi gerektiği" gerekçesiyle mülkiyet hakkı ihlali kararı verilmiş ise de; Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru üzerine yapılan yargılama mülkiyet hakkının ihlal edilip edilmediği noktasında olup idari yargı merciince incelenecek husus ise, İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde açıklanan idari eylem veya işlemlerden dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal ya da tam yargı davaları üzerine davaya konu işlem veya eylemin hukuka uygun olup olmadığının incelenmesi olduğu, dolayısıyla uyuşmazlık konusu vergisel işlemin hukuka uygun olup olmadığına dair bulunduğu, diğer yandan aynı kararda; ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığına da karar verilerek;
Anayasanın 73. maddesinin 3. fıkrasında yer alan verginin kanuniliği ilkesi gereği kanuni düzende sağlanması gereken öngörülebilirliğin sağlanmadığı sonucuna varıldığı gerekçesine yer verildiği, değinilen kararın; düzeltilmesi istenen Danıştay Dördüncü Daire kararının bu kapsamda yeniden değerlendirilerek Anayasa Mahkemesi'nin mezkur kararı çerçevesinde yorumlanarak yeniden bir karar verilmesini gerektiren bir hukuki durum oluşturmadığı, inceleme tarihi itibarıyla olayda Kanuni bir belirsizlik bulunmayıp maddi olayın tanımlanmasında belirsizlik olduğu, dolayısıyla ihlalin sorumluluğa etkili olmadığı sonucuna varılarak gereği görüşüldü:
KARAR : 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesinde, Danıştay tarafından verilen yargısal kararlar hakkında, bu maddede yazılı sebeplerle kararın düzeltilmesinin istenebileceği belirtilmektedir. Karar düzeltme dilekçesinde ileri sürülen iddialar, Kanunda belirtilen hallerden hiçbirine uymamaktadır.
SONUÇ : Bu sebeple kararın düzeltilmesi isteminin reddine, 04.03.2015 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
X- KARŞI OY :
Davacı banka çalışanları adına Türkiye İş Bankası Anonim Şirketi Mensupları Sosyal Güvenlik ve yardımlaşma Sandığı Vakfı'na yatırılan banka katılım payı üzerinden vergi kesintisi yapılması gerektiği ileri sürülerek yapılan tarhiyatın kaldırılmasına dair mahkeme kararının Danıştay Dördüncü Dairesince bozulması üzerine kararın düzeltilmesi istenilmiştir.
Davacı bankanın çalışanları adına, Türkiye İş Bankası Anonim Şirketi Mensupları Munzam Sosyal Güvenlik ve Yardımlaşma Sandığı Vakfı'na yatırılan banka katılım payı üzerinden vergi kesintisi yapılması gerektiği halde bu kesintinin yapılmadığının 23.11.2012 tarihli vergi tekniği raporuyla tespiti üzerine düzenlenen vergi inceleme raporları uyarınca yapılan tarhiyata karşı açılan davada verilen kararın kesinleşmesi üzerine davacı tarafından mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği ileri sürülerek yaptığı başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi'nin 21.2.2015 tarih ve 29274 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 12.11.2014 tarihli ve B.N.2014/6192 Sayılı kararıyla; "Bankanın değişik şubeleri için aynı somut olaya dayalı olarak açılan davalarda, 193 Sayılı Kanunun 61. maddesi çerçevesinde katkı payı ödemelerinin ücret olup olmadığı hususunun ayrıntılı bir şekilde ve tüm yönleriyle tartışıldığı ve gerek bölge idare mahkemelerinin çoğu ve gerekse Danıştayın Üçüncü ve Dördüncü Dairelerince bu ödemelerin ücret olarak vergilendirilmesi gerektiği sonucuna varıldığı görülmektedir. Hukuk kurallarının yorumlanması yetkisi derece mahkemelerine ait olduğundan söz konusu ödemelerin ücret olarak kabulü gerektiği sonucuna varılmakla birlikte, Anayasa Mahkemesince öncelikle ilgili derece mahkemelerinin kararlarında, uyuşmazlık konusu vergilere dair vergilendirme dönemi olan 2007 yılında Banka katkı payı ödemelerinin ücret olarak kabul edilerek vergilendirilmesi gerektiği yönündeki değerlendirmelere esas alınan kanun hükümlerinin, müdahalenin kanun tarafından öngörülmüş olması koşulu bakımından değerlendirilmesi gerekmektedir. Başvuru dosyası içeriğinden ve Bakanlık görüş yazısından; 2012 yılı öncesinde munzam sandıklara ödenen banka katkı paylarının ücret olarak değerlendirilerek vergilendirilmelerine dair idari bir düzenleme ya da uygulama olmadığı, dolayısıyla başvuru konusu olaya benzer olayların yargıya intikal etmediği ve yargısal bir içtihadın bulunmadığı, vergi tekniği raporunda zikredilen Danıştay içtihatlarının doğrudan bu konuyla ilgili olmadığı, 1974 yılında kurulan ve halen faaliyetlerine devam etmekte olan Vakfa, Bankanın çok sayıda şubesince katkı payı ödemesi yapılmış olmasına ve defalarca vergi denetimi yapılmasına rağmen bu hususun daha önceden dile getirilmediği, katkı payı ödemelerinin ücret olarak değerlendirilmesi ve vergiye tabi tutulmasına dair uygulamanın 2012 yılında yapılan vergi incelemesi sonucu düzenlenen vergi tekniği raporuna istinaden başlatıldığı ve bu yöndeki içtihadın, bu inceleme üzerine tarhedilen vergilere karşı açılan davalar dolayısıyla Danıştayın 2013 tarihli kararlarıyla ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Öngörülebilirliğin ancak 2013 tarihli Danıştay Daire kararlarıyla söz konusu olduğunun anlaşılması karşısında başvuru konusu vergilendirme işleminin dair olduğu vergilendirme dönemi ( 2007 yılı ) itibariyle, Anayasa'nın 73. maddesinin 3. fıkrasında yer alan verginin kanuniliği ilkesi gereği kanuni düzeyde sağlanması gereken öngörülebilirliğin sağlanamadığı, kanun hükümlerindeki öngörülemezliğin kanun altı idari uygulamalar ve düzenlemeler veya yargısal içtihatlarla giderilemediği, bu durumda başvurucu tarafından 2007 yılında Vakfa ödenen katkı paylarının ücret sayılarak vergilendirilmesine dair işlemlerin, öngörülebilir kanuni dayanağının bulunmadığı anlaşıldığından, vergi asılları bakımından varılan sonuç dolayısıyla vergi cezaları bakımından ayrıca değerlendirme yapılmasına gerek görülmeyerek, Vakfa yaptığı katkı payı ödemeleri üzerinden vergi ve ceza tahsil edilmesi sebebiyle başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi gerektiği" gerekçesiyle mülkiyet hakkı ihlali kararı verilmiş, ayrıca yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığına ve tahsil edilen tutarın yasal faiziyle birlikte tazminat olarak ödenmesine hükmedilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, Anayasa Mahkemesi'nin sözü edilen kararındaki maddi olay ile iş bu dosyadaki maddi olayın aynı vergi tekniği raporundaki tespitlere dayalı olarak ve hukuki dayanağı aynı olmak üzere sadece vergilendirme döneminde farklılık bulunduğu görülmüş olup, Anayasa Mahkemesi kararında "mülkiyet hakkına vergi yoluyla yapılan müdahalenin meşruiyetinin sorgulanabilmek için, kanun tarafından öngörülmüş olma ölçütünün alt ölçütleri olan "ulaşılabilirlik" ve "öngörülebilirlik" ölçütlerinin sağlanıp sağlanmadığının, bir diğer deyişle kanuni dayanağın mülkiyet hakkı sahibi bakımından ulaşılabilir ve öngörülebilir olup olmadığının ve hak sahibinin hukuki güvenliğinin sağlanıp sağlanmadığının tespit edilmesi gerektiği, öngörülebilirliğinin ise, hukuk kuralının uygulanması halinde doğabilecek sonuçların, önceden tahmin edilebilmesi anlamına geldiği; buna göre öngörülebilirlik koşulunun sağlandığından söz edebilmek için, mülkiyet hakkı sahibi tarafından hangi koşulların gerçekleşmesi halinde mülkiyet hakkına müdahale edileceğinin önceden tahmin edilebilmesinin bilinebilmesi gerektiği, bu çerçevede, verginin kanuniliği ilkesi gereği vergi yoluyla yapılacak müdahalelerin temel dayanağı olan kanunların da, ilgili kişinin davranışlarını belirlemesi amacıyla, kolayca ulaşabileceği, gerektiğinde profesyonel yardım almak suretiyle de olsa anlayabileceği, açık, net ve yeterince belirgin nitelikte olması gerektiği; ancak her zaman, kanunlarda mutlak bir açıklığın beklenemeyeceği, bu sebeple, kanuni düzenlemelerde az veya çok belirsiz ifadeler bulunabileceği ve bu belirsizliğin uygulamadaki yorumlarla giderilebileceğinin kabul edildiği, bu durumda kanuni düzenlemenin içeriğinin ve kapsamının kanun altı düzenlemeler veya yargısal içtihatlarla açıklığa kavuşturulduğu, bir diğer deyişle birey açısından belirliliğin sağlandığı durumlarda öngörülebilirlik koşulunun karşılandığından söz edilebileceği, dosya içeriğinden ve Bakanlık görüş yazısından;
2012 yılı öncesinde munzam sandıklara ödenen banka katkı paylarının ücret olarak değerlendirilerek vergilendirilmelerine dair idari bir düzenleme ya da uygulama olmadığı, dolayısıyla başvuru konusu olaya benzer olayların yargıya intikal etmediği ve yargısal bir içtihadın bulunmadığı, vergi tekniği raporunda zikredilen Danıştay içtihatlarının doğrudan bu konuyla ilgili olmadığı, 1974 yılında kurulan ve halen faaliyetlerine devam etmekte olan Vakfa, Bankanın çok sayıda şubesince katkı payı ödemesi yapılmış olmasına ve defalarca vergi denetimi yapılmasına rağmen bu hususun daha önceden dile getirilmediği, katkı payı ödemelerinin ücret olarak değerlendirilmesi ve vergiye tabi tutulmasına dair uygulamanın 2012 yılında yapılan vergi incelemesi sonucu düzenlenen vergi tekniği raporuna istinaden başlatıldığı ve bu yöndeki içtihadın, bu inceleme üzerine tarhedilen vergilere karşı açılan davalar dolayısıyla Danıştayın 2013 tarihli kararlarıyla ortaya çıktığının anlaşıldığı; öngörülebilirliğin ancak 2013 tarihli Danıştay Daire kararlarıyla söz konusu olduğunun anlaşılması karşısında başvuru konusu vergilendirme işleminin dair olduğu vergilendirme dönemi ( 2007 yılı ) itibariyle, Anayasa'nın 73. maddesinin 3. fıkrasında yer alan verginin kanuniliği ilkesi gereği kanuni düzeyde sağlanması gereken öngörülebilirliğin sağlanamadığı, kanun hükümlerindeki öngörülemezliğin kanun altı idari uygulamalar ve düzenlemeler veya yargısal içtihatlarla giderilemediği, bu durumda başvurucu tarafından ilgili dönemde Vakfa ödenen katkı paylarının ücret sayılarak vergilendirilmesine dair işlemlerin, öngörülebilir kanuni dayanağının bulunmadığı anlaşıldığından, vergi asılları bakımından varılan sonuç dolayısıyla vergi cezaları bakımından ayrıca değerlendirme yapılmasına gerek görülmeyerek, Vakfa yaptığı katkı payı ödemeleri üzerinden vergi ve ceza tahsil edilmesi sebebiyle başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi gerektiği" yönünde gerekçeye de yer verilmek suretiyle, verginin kanuni ilkesi gereği kanuni düzeyde sağlanması gereken öngörülebilirliğin sağlanamadığı, kanun hükümlerindeki öngörülmezliğin kanun altı idari uygulamalar ve düzenlemeler veya yargısal içtihatlarla giderilemediği hususu vurgulanarak, incelenen dönemler için katkı paylarının ücret sayılarak vergilendirilmesine dair işlemlerin öngörülebilir kanuni dayanağının bulunmadığı, dolayısıyla öngörülebilirliğin Danıştay kararlarıyla ortaya çıktığı 2013 yılına kadar olan tarhiyatların öngörülebilir kanuni dayanağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, karar düzeltme isteminin kabul edilerek Dairemiz kararı kaldırıldıktan sonra Anayasa Mahkemesi kararı uyarınca bir karar verilmek üzere Vergi Mahkemesi kararının bozulması gerektiği görüşüyle karara karşıyım.
XX- KARŞI OY :
Davacı kurumun kararın düzeltilmesi isteminin kabul edilerek Daire kararı kaldırıldıktan sonra temyiz isteminin reddedilerek Mahkeme kararının onanması gerektiği oyu ile karara karşıyım.

SORU CEVAP

captchaImg