AVŞAR HUKUK BÜROSU

D6D E. 2015/680-K. 2015/4767

T.C.
DANIŞTAY
6. DAİRE
E. 2015/680
K. 2015/4767
T. 30.6.2015
• İMAR PLANI VE İMAR UYGULAMASINDA SÜRE ( İmar Planlamasının Yürürlüğe Girmesinden En Geç Üç Ay İçinde Bu Planı Uygulamak Üzere 5 Yıllık İmar Programlarının Hazırlanması Gereği - İmar Uygulamasının Kişisel Yarar ile Kamu Yararı Arasındaki Denge Gözetilerek Kullanılması Hakkın Özüne Dokunur Nitelikte Olmaması Gereği )
• MÜLKİYET HAKKININ KULLANILMAMASI NEDENİYLE TAZMİNAT ( Mülkiyet Hakkının Geçmişte Belirli Bir Süre Engellenmiş Olma Durumunun Eski Malikler Bakımından Gerçekleştiği - Mülkiyet Hakkının İmar Uygulaması Nedeniyle Kısıtlanmasının Taşınmazı Üzerindeki Kısıtlılıkla Satın Alan Yeni Malik Bakımından Belirsiz Süre Kısıtlama Durumu Gerçekleşmediği Tazminat İsteminin Reddi Gereği )
3194/m. 10, 13
ÖZET : İmar planlarının uygulamaya geçirilmesindeki kamusal yarar karşısında mülkiyet hakkının sınırlanmasının demokratik toplum düzeninin gerekleriyle çelişen bir yönü bulunmamakta ise de, itiraz konusu kuralın neden olduğu belirsizliğin kişisel yarar ile kamu yararı arasındaki dengeyi bozarak mülkiyet hakkını kullanılamaz hale getirmesi, sınırlamayı aşan hakkın özüne dokunan bir nitelik taşımaktadır.
Bakılan davada, davacının mülkiyet hakkını kullanamamaktan yakınarak, tazminat talebinde bulunduğu anlaşılmakta ise de; esasen davacının uyuşmazlık konusu taşınmazı edindiği tarih itibari ile taşınmaz için kısıtlılık durumun mevcut olduğu, mülkiyet hakkının geçmişte belirli bir süre engellenmiş olma durumunun eski malikler açısından gerçekleşmiş olmasına karşın, satış işlemi sonucu mülkiyet sahibi olan davacı açısından kısıtlılık, halinden kaynaklanan ve tazminatı gerektirir mağduriyetinin ve mülkiyet hakkının süresi belirsiz bir zaman diliminde kısıtlanması durumunun, gerçekleşmediği gözetilerek tazminat isteminin reddi gerekir.
İstemin Özeti : Ankara 10. İdare Mahkemesince verilen 23.10.2014 tarihli, E:2013/l134, K:2014/1153 Sayılı karar, davalı idareler tarafından esas yönünden, usul ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması, davacı tarafından tazminat miktarına işletilen faizin tarihi yönünden temyiz edilerek düzeltilerek onanması istenilmektedir.
Danıştay Tetkik Hakimi Düşüncesi: Temyiz isteminin kabulüyle mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:
KARAR : Dava, davacının hissedarı olduğu, Ankara ili, Yenimahalle ilçesi, Yuva Mahallesi, 43071 ada, 1 Sayılı parselde bulunan 3.574,00 m² yüzölçümlü taşınmazın imar planı ile "İdari Tesis Alanı" olarak ayrılmasına rağmen, davalı idareler tarafından kullanım amacı doğrultusunda kamulaştırma görevinin yerine getirilmeyerek mülkiyet hakkının süresi belirsiz şekilde kısıtlandığından bahisle fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere taşınmazın değerine karşılık 1.000,00 TL'nin ( ıslah suretiyle belirlenen 105.780,00 TL'aia ) dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, dosyanın incelenmesi sonucu davacıya ait taşınmazın imar planında "İdari Tesis Alanı" olarak belirlenmesi sebebiyle 3194 Sayılı İmar Kanunu'nun 10. maddesi uyarınca imar planının yürürlüğe girmesinden itibaren en geç, 3 ay içinde bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programının belediyece hazırlanmaması ve bunun sonucunda taşınmazının kamulaştırılmaması sebebiyle davacının mülkiyet hakkının belirsiz bir süre ile kısıtlandığı ve bu kısıtlamanın sonraki tarihli Meclis kararlan ile de kaldırılmadığının sabit olduğu, taşınmaz malın değerinin belirlenerek ilgilisine ödenmesi gerektiği, bu çerçevede, taşınmazın değerinin saptanması amacıyla Mahkemece yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelmesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda; taşınmazının fiyatının 860,00 TL olduğu, taşınmazın davacının hissesine isabet eden kısmının dava açma tarihi itibariyle değerinin ise ( 123m²860,00 ) 105.780,00 TL olarak tespit edildiği, taşınmazın davacının hissesine isabet eden 105.780,00 TL olarak belirlenen değerinin dava açma tarihi olan 23.7.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte dayalı idarelerce davacıya ödenmesine karar verilmiş; bu karar, davalı idareler tarafından esas yönünden bozulması istemiyle, davacı tarafından tazminat miktarına işletilen faizin tarihi yönünden düzeltilerek onanması istemiyle temyiz edilmiştir.
Anayasanın 35. maddesinde; "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir, Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." kuralına yer verilmiş, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını düzenleyen 13. maddesinde ise, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir.
Keza Anayasanın 90. maddesi uyarınca uygun bulunan ve iç hukukun bir parçası halini alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 numaralı Ek Protokolünün "Mülkiyetin korunması' başlıklı 1. maddesinde de; "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir." hükmü yer almıştır.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nin 29.12.1999 gün ve E: 1999/33, K: 1999/51 Sayılı kararıyla; 3194 Sayılı İmar Kanununun 13. maddesinin 1. ve 3. fıkraları iptal edilmiş, iptal kararının gerekçesinde; "Ç. demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup onları büyük ölçüde kısıtlayan veya tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaştığı kabul edilemez. Demokratik hukuk devletinin amacı kişilerin hak ve özgürlüklerden en geniş biçimde yararlanmalarını sağlamak olduğundan yasal düzenlemelerde insanı öne çıkaran bir yaklaşımın esas alınması gerekir. Bu sebeple getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil, koşulları, nedeni, yöntemi, kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları hep demokratik toplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir. Özgürlükler, ancak ayrık durumlarda ve demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde sınırlandırılabilir.
Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın, bu sınırlamayla güdülen amacın-gerektirdiğinden fazla olması düşünülemez.
Demokratik hukuk devletinde güdülen amaç ne olursa olsun, kısıtlamaların, bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli bir özgürlüğün kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak ya da ortadan kaldıracak düzeye vardırılmaması gerekir.
3194 Sayılı Kanunun 13. maddesinin itiraz konusu 1. fıkrasında imar planlarında, resmi yapı, okul, cami, yol, meydan gibi umumi hizmetlere ayrılan, yerlerin, imar programına alınıncaya kadar mevcut kullanma şeklinin devam edeceği öngörülmüştür. Kanunun 10. maddesinde de belediyelerin, imar planlanma yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde bu planı uygulamak üzere 5 yıllık imar programlarım hazırlayacakları belirtilmiş, ancak Yasa'da bu planların tümünün hangi süre içinde programa alınarak uygulanacağına İlişkin bir kurala yer verilmemiştir. 13. maddenin 1. fıkrası uyarınca imar planlarında umumi hizmetlere ayrılan yerlerin mevcut kullanma şekillerinin ne kadar devam edeceği konusundaki bu belirsizliğin, kişilerin mülkiyet hakları üzerinde süresi belli olmayan bir sınırlamaya neden olduğu açıktır.
İmar planlarının uygulamaya geçirilmesindeki kamusal yarar karşısında mülkiyet hakkının sınırlanmasının demokratik toplum düzeninin gerekleriyle çelişen bir yönü bulunmamakta ise de, itiraz konusu kuralın neden olduğu belirsizliğin kişisel yarar ile kamu yararı arasındaki dengeyi bozarak mülkiyet hakkını kullanılamaz hale getirmesi, sınırlamayı aşan hakkın özüne dokunan bir nitelik taşımaktadır.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi de 23.9.1981 tarihli Sporrong ve Lonnroth kararında, kamulaştırma izni ile inşaat yasağının uzun bir süre için öngörülmüş olmasının, toplumsal yarar ile bireysel menfaat arasındaki dengeyi bozduğu sonucuna varmıştır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir." nitelemelerine yer verilmiştir.
Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesi'nin sözü edilen kararında da atıf yapılan İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin 23.9.1982 gün ve 7151/75 Sayılı Sporrong ve Lönnroth - İsveç kararında ise Mahkeme; başvurucuların taşınmazlarının uzun bir süre inşaat yasağı kapsamında tutulmasını ve bu sürede kamulaştırma yapılmamasını mülkiyet hakkına müdahale olarak kabul etmiş, bu durumun müdahaleyi ağırlaştırdığı kanaatine vararak, kararın devamında, başvurucuların mülkiyet haklarını kullanmalarının Sporrong Miras Şirketi olayında toplam 25 yıl. Bayan Lönnroth olayında on iki yıl engellendiğini, bu bağlamda uzatılmış yasakların mülk sahipleri üzerinde yarattığı olumsuz sonuçlan hukukun üstünlüğü ile yönetilen bir Devlette olması gereken durumla bağdaştırabilir görmediğini kaydetmiş, bu yasakların yarattığı durumun mülkiyet hakkının korunması ile genel menfaatin gerekleri arasında sağlanması gereken dengeyi bozduğunu, başvurucuların hukuki durumlarının gerekli dengenin bulunmamasına yol açtığını vurgulamış, sonuçları inşaat yasakları ile ağırlaştırılmış olan kamulaştırma izinlerinde ( izin verilmemesi ) her iki başvurucu yönünden Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.
Yukarıda özetlenen Anayasa Mahkemesi kararında atıf yapılan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 23.9.1982 gün ve 7151/75 Sayılı Sporrong ve Lönnroth - İsveç kararı incelendiğinde, zarar/tazminat olgusunun mülkiyet hakkının geçmişte belirli bir süre engellenmiş olması ile ileriye yönelik olarak belirsiz bir süre engelleme durumunun mülkiyet sahibinde meydana getirdiği mağduriyet çerçevesinde şekillendiği, başka bir deyişle mülkiyet hakkının kısıtlanmasının malikler üzerindeki manevi etkisinin nazara alınması sonucu başvurucular yönünden ihlal kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, davacının hissedarı olduğu, Ankara İli, Yenimahalle İlçesi. Yuva Mahallesi, 43071 ada. 1 Sayılı parselde bulunan 3-574,00 m² yüzölçümlü taşınmazın Ankara Büyükşehir Belediyesi Meclisinin 1.6.1992 tarih ve 177 Sayılı kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli Yuva Köyü ve Çevresi Nazmı imar Planı doğrultusunda hazırlanan 1. ve 2. Etap 1/1000 ölçekli imar planları ile Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin 12.10.1995 tarih ve 711 Sayılı kararı ile onaylanan revizyon imar planı içerisinde kaldığı, Yenimahalle Belediye Encümeni'nin 6.5.1997 tarih ve 1515 Sayılı kararı ile onaylanan Yuva Köyü ve Çevresine ait 1/1000 ölçekli imar planı ve 84138 Sayılı parselasyon planı ile "İdari Tesis Alanı' olarak ayrıldığı, dava devam ederken Yeni Mahalle belediye meclisinin 6.11.2013 tarihli, 1004 Sayılı kararı ile taşınmazın kullanımının "özel sosyal kültürel tesis alanı'' olarak değiştirildiği, bu kararın Ankara Büyükşehir Belediye meclisinin 10.12..2013 tarihli, 2192 Sayılı kararı ile onandığı, davacının uyuşmazlık konusu taşınmazla mülkiyet bağının ise 19.10.2011 tarihli satış işlemi ile kurulduğu, davacının 30.1.2012 tarihinde Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde kamulaştırmasız el atma sebebiyle tazminat davası açtığı, bu davada görevsizlik kararı verilmesi üzerine bakılan davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Bakılan davada, davacının mülkiyet hakkını kullanamamaktan yakınarak, tazminat talebinde bulunduğu anlaşılmakta ise de; esasen davacının uyuşmazlık konusu taşınmazı edindiği tarih itibari ile taşınmaz için kısıtlılık durumun mevcut olduğu, yukarda belirtilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararında belirtilen mülkiyet hakkının geçmişte belirli bir süre engellenmiş olma durumunun eski malikler açısından gerçekleşmiş olmasına karşın, 19.10.2011 tarihli satış işlemi sonucu mülkiyet sahibi olan davacı açısından kısıtlılık, halinden kaynaklanan ve tazminatı gerektirir mağduriyetinin ve mülkiyet hakkının süresi belirsiz bir zaman diliminde kısıtlanması durumunun, gerçekleşmediği görülmektedir.
Bu durumda, İdare Mahkemesince davanını reddine karar verilmesi gerekirken, tazminat talebinin, kabulüne dair temyize konu mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Davacı tarafından her ne kadar davaya konu tazminat miktarına işletilen, faiz yönünden kararın düzeltilerek onanması istemiyle temyiz talebinde bulunulmuş ise de, Mahkeme kararının esas yönünden bozulması karşısında bu talebin reddi gerektiği açıktır.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, Ankara 10. idare Mahkemesince verilen 23.10.2014 tarihli, E:2013/1134, K:2014/1153 Sayılı kararın BOZULMASINA, dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 30.6.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

SORU CEVAP

captchaImg