AVŞAR HUKUK BÜROSU

Y1HD E. 2014/14164-K. 2016/2135

T.C.
YARGITAY
1. HUKUK DAİRESİ
E. 2014/14164
K. 2016/2135
T. 24.2.2016
• TAPU İPTALİ VE TESCİL (Ehliyetsizlik ve Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması Hukuksal Nedenlerine Dayalı - Davacının Ehliyetli Olduğunun Anlaşılması Halinde Çekişme Konusu Taşınmaz Bakımından Vekalet Görevinin Kötüye Kullanıldığına Yönelik İddialarının İncelenmesi Gerektiği)
• EHLİYETSİZLİK (Önemine Binaen Öncelikle Hukuki Ehliyetsizlik Yönünden Tarafların Bildirecekleri Tüm Delillerin Toplanması Gerektiği - Devlet Hastanesinden Alınan Sağlık Kurulu Raporuna Göre Davacının Ehliyetsiz Olduğu Benimsenerek Sonuca Gidilmesinin Hatalı Olduğu/Tapu İptali ve Tescil)
• VEKALET GÖREVİNİN KÖTÜYE KULLANILMASI (Vekaletname ve Resim Akit Tarihlerinde Davacının Ehliyetli Olup Olmadığı Yönünde Rapor Alınması Ehliyetli Olduğunun Anlaşılması Halinde Çekişme Konusu Taşınmaz Bakımından Vekalet Görevinin Kötüye Kullanıldığına Yönelik İddialarının İncelenmesi Gerektiği - Tapu İptali ve Tescil)
• ADLİ TIP RAPORU (Tapu İptali ve Tescil - Davacıya Ait Sağlık Kurulu Raporları Hasta Müşahade Kağıtları Reçetelerin İstenmesi Tüm Dosyanın Adli Tıp Kurumuna Gönderilmesi Vekaletname ve Resim Akit Tarihlerinde Davacının Ehliyetli Olup Olmadığı Yönünde Rapor Alınması Gerektiği)
4721/m.9,10,13,15,409/2
ÖZET : Dava, ehliyetsizlik ve vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Mahkemece, Devlet Hastanesinden alınan sağlık kurulu raporuna göre davacının ehliyetsiz olduğu benimsenerek sonuca gidilmiştir. Hâl böyle olunca; önemine binaen öncelikle hukuki ehliyetsizlik yönünden tarafların bildirecekleri tüm delillerin toplanması, davacıya ait sağlık kurulu raporları, hasta müşahade kağıtları, reçeteler vs.istenmesi, tüm dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi, vekaletname ve resim akit tarihlerinde davacının ehliyetli olup olmadığı yönünde rapor alınması, ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde çekişme konusu taşınmaz bakımından vekalet görevinin kötüye kullanıldığına yönelik iddialarının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.
DAVA : Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine dair olarak verilen karar tereke temsilcisi vekilince tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Dava, ehliyetsizlik ve vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı vasisi, davacının maliki olduğu 23,554,555,556,565 ve 566 parsel sayılı taşınmazların aracılar kullanılarak davalılara satış suretiyle temlik edildiğini, işlem tarihinde davacının fiil ehliyetinin bulunmadığını ve vekilinde davacının ehliyetsiz olmasından yararlanarak işlem yaptığın ileri sürerek tapu iptal ve tescile karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacının akit tarihinde ehliyetsiz olduğu ancak davalıların TMK'nın 1023 maddesi uyarınca iyiniyetli üçüncü kişiler oldukları gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 28.2.2008 tarihli resmi akit ile davacının vekili Y. K.'ın 23 parsel sayılı taşınmazdaki davacının 1/6 payını S. K.'a, satış suretiyle temlik ettiği, ondan da 26.3.2009 tarihli akit ile davalı E.'a devredildiği, 15.3.2007 tarihli resmi akit ile davacının bizzat çekişme konusu 554,556 ve 566 parselleri dava dışı S. K.'a, 555 ve 565 parselleri dava dışı Ö. K.'a satış suretiyle aktardığı, 11.4.2007 tarihli farklı akitler ile S. ve Ö.'ın aldığı parselleri dava dışı C. U.'a temlik ettikleri, C.'in de 26.3.2009 tarihinde aldığı parselleri davalı İ.'e aktardığı, davacının yargılama sırasında ölümü üzerine vasinin terekeye temsilci olarak atandığı anlaşılmaktadır.
İddianın ileri sürülüş biçiminden ve dava dilekçesinin içeriğinden, davada ehliyetsizlik ve vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenlerine dayanıldığı anlaşılmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.4.1990 gün ve 1990/1-152-1990/236 Sayılı kararında da vurgulandığı üzere davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur.
Diğer taraftan, hukuki ehliyetsizliğin kamu düzeni ile ilgili olduğu gözetilerek, önemine binaen öncelikle incelenmesi gerekmektedir.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Türk Medeni Kanununun (TMK) “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek, aynı Kanun'un 13. maddesinde “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, TMK'nin 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke 11.6.1941 tarih 4/21 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir.
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında; bir kimsenin ehliyetinin tespitinin kişi ve malvarlığı hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar.Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta gözlem (müşahede) kağıtları, film grafiklerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 282. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen TMK'nin 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.Somut olaya gelince; mahkemece, Ceyhan Devlet Hastanesinden alınan 14.3.2007 tarihli sağlık kurulu raporuna göre davacının ehliyetsiz olduğu benimsenerek sonuca gidilmiştir.
Hâl böyle olunca; önemine binaen öncelikle hukuki ehliyetsizlik yönünden tarafların bildirecekleri tüm delillerin toplanması, davacıya ait sağlık kurulu raporları, hasta müşahade kağıtları, reçeteler vs.istenmesi, tüm dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi, vekaletname ve resim akit tarihlerinde davacının ehliyetli olup olmadığı yönünde rapor alınması, ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde çekişme konusu 23 parsel sayılı taşınmaz bakımından vekalet görevinin kötüye kullanıldığına yönelik iddialarının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.
SONUÇ : Tereke temsilcisi vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan sebeplerle (6100 Sayılı Kanun'un geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 Sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene iadesine, 24.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

SORU CEVAP

captchaImg